11 Mayıs 2010 Salı

White Russian

Kült film Big Lebowski'den beri aklımdadır White Russian, malum başkahraman Dude bardak bardak yuvarlayıp durur bu sütlü kahve kıvamındaki içkiden.
İlk defa tuulia'yla gittiğimiz vakit Würgeengel'de denedim. Kimi cool arkadaşlar için biraz fazla tatlı ya da sütlü kaçsa da neticede votka bazlı bir içki olduğundan benim için gayet kararında bir alkol-şeker dengesi..
Şimdiye kadar birkaç ayrı yerde içtim, ama Salut'deki barmen "kremalı mı sütlü mü?" sorusuna süt cevabını alınca, "oo, à la Lebowski" diye tepki verdiği için en esaslısının orada olduğuna inanmak istiyorum..

6 Mayıs 2010 Perşembe

Godot

Prenzlauer Berg'de pek sevdiğim sokak Kastanienallee'den söz etmiştim daha önce. İsmi mi cazip geldi yoksa içeride sigara içilebiliyor oluşu mu bilmiyorum, civarı turladığım ilk seferden müdavimi olunacak bir yer gibi geldi Godot. Nitekim ne zaman o taraflara gitsem uğramayı ihmal etmiyorum.
Alternatifi bol bir kokteyl bar olmasının yanısıra, tapasvari yemekleri, acısı biraz fazla da olsa kocaman bir sepetle getirdikleri nachosları, epey leziz käsekuchenleri var. Ha, bir de sanırım Berlin'de yaygın da olsa ilk gördüğümde epey şaşırdığım dipnotlu menülerini unutmamalı (kafein, glükoz, et, vs. vardır içinde diye uyarıyorlar).
Güneşli haftasonları keyifli bir bekleyiş için biçilmiş kaftan..


5 Mayıs 2010 Çarşamba

Schöneberg

Fark ettim ki birkaç yazıda nerede oturduğumdan bahsetmişsem de Berlin'deki kiez'ime dair pek tafsilatlı bilgi vermemişim. Efendim, güzel dağ manasına gelen mahallemin ismi biraz aldatmacalı, zira ne enikonu güzel bir yer ne de yanında yakınında bir yükselti var. Ama isim güzel, geçelim..
Berlin'in merkezi enine bir dikdörtgen gibi düşünülürse zamanında duvarın batısında kalan Schöneberg'in coğrafi yerleşimi, altkenarın ortaları gibi düşünülebilir. Merkez merkez bir yer denilemez o açıdan, ama kendi çapında takılınası mekânları da eksik değil.
Schöneberg'in tam ortasından geçen Hauptstraße'nin sağ tarafı görece alt sınıf ve göçmen bölgesi. Yolun karşısında da tam tersine bebekli cici bici çiftler ve pek bakımlı gayler yaşıyor gibi görünüyor -- evet burada bekâr kadınların işi biraz zor :p.
Yeni öğrendiğim hoş sürpriz, bir zamanlar Iggy Pop ve David Bowie'nin Hauptstraße 155 numarada, yani bana 5 dk. mesafede yaşamış olması!

4 Mayıs 2010 Salı

d'jane marsmädchen

tuulia'yla Berlin'in en cool dj kadınlarıyla tanıştığımızı düşünüyorduk aslında, Möbel-Olfe'de 70'lerden İtalyanca şarkılar çalan o iki süper tipi gördükten sonra. Onları bir daha dinlemek mümkün olur mu bilmiyorum ama neyse ki başkaları da varmış..
Myfest dolayısıyla Kreuzberg'de dolanıp her köşede farklı müziklere kulak kabartırken SO36'nın önüne gelince durdum, zira somebody to love çalıyordu ve dj kız şarkıya hem eşlik edip hem zıp zıp zıplıyordu.
Zaten d'jane "sahnede" o kadar aktifti ki sanki konser dinliyoruz gibi bir ruh hasıl oldu. Galiba o da öyle hissetti ki programın sonunda stage diving olayına bile girdi! :)

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Quark

Madem laf bi kere kahvaltıdan açıldı, bunu da yazmadan olmaz. Ozan'ın haklı olarak "bu quark da nedir allaasen?" diye tanımlama zorluğu yaşadığı, sözlüklerin bir çeşit az mayalanmış/taze Alman peynir türü - ve hatta cheese cake'in hammadesi - diye tanımladığı şey bana sorarsanız düpedüz süzme yoğurt! (Bu "bilgiyi" de sizinle paylaştığım için pek gururluyum! :p).
Belki de bu kadar tuzsuz, hatta yağsız, bir şey nasıl peynir olabilir idrak edemediğim için benim de kafamda bir ucube olmayı sürdürse de, itiraf etmem gerekir ki son haftalarda en sevdiğim kahvaltı menüsü quark+reçel!

2 Mayıs 2010 Pazar

Café BilderBuch

Her Cumartesi yogaya giderken muhakkak önünden geçerken içeriden gelen piyano seslerine kulak kabarttığım bu güzel kafeye ilk Fulyacımla gittik sanırım. Sonra da değişmez brunch mekânıma dönüştü. Menünün neredeyse tamamı isimlerini masallardan alan (mesela Hänsel und Gretel) kahvaltı tabaklarından oluştuğu ve servis bütün gün devam ettiği için her saatte gitmek mümkün.
New York usulü bloody mary'li brunch burada mümkün mü bilmiyorum ama geçen hafta yeni açılan bahçelerinde prosecco eşliğinde usul usul yazı yazmak nefis oldu..

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Erster Mai - Nazifrei

Ne acayip, niye yaşadığım bütün şehirlerde 1 Mayıs kutlamadan çok çatışma anlamına geliyor? İronik biçimde Berlin'de durum İstanbul'dakinin tam tersi. Burada meydanlara çıkmak mesele değil, bilâkis herkesin çıkma hakkı var. Ve sorun da bu..
(Neo)Naziler de yürüyüş yapmak istiyor ve antifaşistler onların sokağa çıkmasını engellemeye çalışıyor. İki grup arasındaki çatışmalar bir yana, polis "vatandaşlık hakları" adına Nazileri koruyor, savunuyor ve tabii dayağı yiyen yine sen ben bizim oğlan oluyor.
Yani hep aynı hikâye..